TANRI PARÇACIĞI ve TÜRKLER 2

Önceki yazıda bu kadar ahkam kestikten sonra geldik işin bilimsel tarafına, en baştan beri akıllara gelip de cevaplamadığımız tek soru bu keşfin neden insanlık tarihinin en büyük keşfi olduğudur. Bu konulara girmeden evvel özellikle bir uyarı yapmak istedim çünkü biliyorum ki işin bilimsel kısmına olan merak, ünlü hakem Collina’nın bir maç sonrası futbolcularla kucaklaşmasına maçı yorumlayan Tanju Çolak’ın dediği gibi “sevgi olayı”dır…
Merak etmeyin konuyu bilmediğimden zaman kazanmaya çalışmıyorum; tek derdim bu keşfin geri planını en doğru şekilde verebilmek. İşin özeti aslında şöyle; doğada her şeyi dört temel kuvvet yönetir; kütle çekimi kuvveti, elektromanyetik kuvvet ve atom altı seviyedeki iki kuvvet. Bu kuvvetlerin her birini açıklayan bir kuram vardır; kütle çekimi kuvveti için Relativite Kuramı, elektromanyetik kuvvet için Elektromanyetik Kuramı ve atom altı kuvvetler için Kuantum Kuramı mevcuttur. Fizikçilerin en büyük amacı, bu kuvvetlerin her birini içine alacak tek bir kuram, yani “Hey şeyin Teorisi”ni bulmaktır.

Bu amaç doğrultusunda 1970’lerde oldukça önemli bir gelişme kaydedilmiş, Elektromanyetik Teori ve Kuantum Teorilerini birleştiren bir model bulunmuş adı da Standart Model konmuştur. Bu model, Relativite’yi kapsayamamakla beraber aslında içinde yaşadığımız evren hakkında şimdiye dek keşfettiğimiz her şeyi doğrular niteliktedir. O zamana dek fizikçilerin varlığını bildiği parçacıkların hepsinin kütlesi, yükü vb. özelliklerinin tamamını bu kuramı kullanarak yapılan hesaplamalar sonucunda bulunabilmiş hatta daha da ötesi varlığı hiç bilinmeyen bazı parçacıkların da olması gerektiğini göstermiştir. Yıllar içerisinde bu modelin öngördüğü tüm parçacıklar deneysel olarak tam da hesaplamalar sonucunda elde edilen özellikleri taşıyacak şekilde keşfedilmiştir. Ve tabi ki bu keşiflerin çoğunun yapıldığı yer de CERN’dir.

Yıllar içerisinde, 1980’lerin ortasından itibaren Relativite’yi de içine alan yani “Her şeyin Teorisi” olmaya aday Sicim Teorisi isminde bir başka kuram ortaya çıkmıştır. Bu kuram matematiksel olarak inanılmaz güzellikte olup oldukça doğal bir biçimde doğanın dört temel kuvvetini ve bunları açıklayan teorileri içine almaktadır. Yalnız bunun gerçekleşmesi için evrenin boyutunun 10 olması gerekmektedir!…

Her iki kuramı da, hem Standart Model hem Sicim Teorisi kullanarak doğadaki temel parçacıklar ve onların özellikleri hakkında matematiksel bazı öngörülerde bulunabiliriz. Bu öngörüler eğer zaten varlığını bildiğimiz şeyleri doğruluyorsa bu iyi haber anlamına gelir. Üstüne bir de varlığını bile bilmediğimiz bazı şeylerden bizi haberdar ediyor ve biz zamanla bunları da deneylerle keşfediyorsak bu daha da güzel bir haberdir. Her iki kuram da Higgs (veya o özelliklerde) bir parçacığın varlığına işaret etmektedir.

İşte Higgs parçacığı konusunu bu kadar önemli yapan da budur. Higgs parçacığı yukarıda bahsedilen iki modelin de öngörüp fizikçilerin şimdiye dek bulamadığı tek parçacık, zincirin kalan tek halkasıdır. Yani 14 Mart 2013’te ilan edilen keşif aslında şimdiye dek insanlığın, evreni ve yasalarını anlamamız yolunda yaptığı teorik çalışmaların doğrulunun belgesidir. İşte bu yüzden insanlık tarihinin en büyük keşfi olmaya adaydır.

An itibariyle bu başarı aslında fizikçileri bir miktar depresyona bile sokmuştur. Çünkü keşfedilen parçacık o kadar çok aranılan özelliklere uymaktadır ki, tam da aranılan şeyin bulunması aslında bundan sonra ne olacak sorularını gündeme getirmektedir. Eğer keşfedilen bu parçacık Standart Model’in öngördüğü özelliklere tamamen sahipse bu durum aslında Standart Model’in evreni açıklayan doğru kuram olduğunun göstergesi olacak. Dolayısıyla her şeyin teorisi olmaya aday olan Sicim Teorisi’ne büyük bir darbe vuracaktır. Ancak şanslıyız ki eldeki veriler, keşfedilen parçacığın özelliklerinin Sicim Teorisi’nin öngörülerine de uyabileceği konusunda açık bir kapı mevcuttur. Eğer bu kapı sonuna dek aralanabilirse, insanlık için yepyeni bir serüven başlayacak ama muhtemelen TAEK, 10 boyutta yaşadığımız gerçeğinden nasıl istifade edeceğimizi bilmeyip altyapımızın yetersiz olduğunu söylediğinden bu gelişmelerin de dışında kalacağız!..

Sicim Teorisi’nin ilk ispatı olarak kabul edilebilecek bu gözlemler yapılabilirse, bir kez daha görmüş olacağız ki evren her zaman güzel görünen, Breakfast at Tiffany’s’deki Audrey Hepburn’den de asil ve şık matematiksel denklemlerle anlatılıyor..

Yani sadece biz insanlar değil doğanın kendisi de güzel olanın yanında!..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s