ÜLKECE ALZHEIMER’A YAKALANMAK

Bir gün sabah yataktan kalktığınızı ve sizi siz yapan şeyleri hatırlamakta güçlük çektiğinizi düşünün. Bambaşka bir insan olduğunuzu, geçmişinizi unuttuğunuzu, kim olduğunuzu dahi hatırlamadığınızı…

Genç bir işçiyken İstiklal’in ara sokaklarında karnınızı doyurduğunuz o restoranları artık beğenmeyip izbe bulduğunuzu,
Kendi hakkınızı savunmak için kullandığınız bitirim delikanlı üslubunuzu artık başkalarının hakkını yemek için kullandığınızı,
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını” yedirmeyen “adil düzen” kültüründen gelip “ayaklar ne zaman baş oldu” dediğinizi,
Burjuva ile dalga geçerken burjuvanın kendisi olup tencere tava seslerinin bir yakınınızın sosyetik düğününü rahatsız ettiğini açıkça söylediğinizi

hayal edin.

Tüm bunlarda yetmezmiş gibi sadece kendinizle ilgili olan şeyleri değil etrafınızda sizinle yol arkadaşı olmuş, sizi sevmiş, takip etmiş herkes hafızanızdan silinmeye başlamış olabilir.
Oldukça dramatik olan bu durum, aslında Alzheimer hastalığının semptomları olabilir. Beyninizi yavaş yavaş kemiren bu hastalık yüzünden zaman içerisinde tüm kimliğinizi unutmuş bir insan haline gelebilirsiniz.
Tüm bunların haricinde başınız bir de telekinezi saldırıları ile dertte olabilir. Düşüncelerin beyinde bazı sinyaller aracılığıyla iletilmesinden yola çıkarak beyin dalgalarıyla sizi bertaraf etmeye çalışan düşmanlarınız varsa işiniz iş!…
İşin gerçeği bu tip sorunlar kısa bir zaman sonra artık herkesin sorunu haline gelecek. 2050 yılında dünyadaki her 85 kişiden bir tanesi Alzheimer’a yakalanmış olacak. Sadece bu hastalığın Amerika’ya yıllık masrafı 100 milyar tüm dünyaya da 160 milyar dolar civarında. Ve ne yazık ki Alzheimer insan beyni ile ilgili tek hastalık değil.
Bu nedenlerin tamamı hem Amerika’yı hem de Avrupa ülkelerini geniş kapsamlı projeler üretmeye itmiş durumda; neredeyse eş zamanlı olarak Amerika’da bizzat Obama tarafından Nisan ayında başlangıcı ilan edilen ve 10 yıl boyunca 3 milyar dolar bütçe ayrılan “Brain Iniciative” ile Avrupa Birliği tarafından desteklenen 1.1 milyar avro bütçeli “Human Brain Project”ten bahsediyorum.
İki projenin de temel hedefleri beyindeki tüm hücreleri ve arasındaki bağları simüle etmek, herhangi bir düşünce ve/veya duygu anında hücrelerin birbiriyle olan etkileşimlerini olduğu gibi çıkartabilmek olarak özetlenebilir. Bu sayede hem bazı klinik ve psikolojik rahatsızlıkların sebeplerini tam olarak gözlemleyebilir hem de düşünce ve duyguların bilgisayar ortamındaki yansımasını keşfedebiliriz. Tüm bunlar düşünme, karar alma, hatırlama gibi süreçlerin ortaya çıkmasına ve çığır açan ilaçların keşfinden insanlar arasındaki dil bariyerinin kalkmasına kadar birçok gelişmeye neden olacak.
Artık kimse büyük bütçeli, geniş zamanlı ve hedefleri büyük projelere başlamaktan korkmuyor. Amerika’da 1988’den 2003’e kadar yürütülen “Human Genome Project” 3.8 milyar dolara mal olmasına rağmen 2003’ten beri ülkeye ekonomik olarak 796 milyar dolarlık bir geri dönüş sağlamış. Karlı yatırım böyle bir şey olsa gerek. Bu sonuçların daha iyileri emin olalım ki insan beyni ile ilgili yürütülen projelerden de elde edilecektir.
Görüyoruz ki artık dünyadaki süper güçlerin arasında başka türden bir rekabet var. Evrenin sırlarını anlamak için CERN ve benzeri merkezlerde yapılan deneyler; insanın sırlarını anlamak için gen haritaları, beyin, klonlama gibi konular adına yürütülen projeler; iklim değişimiyle ilgili yürütülen çalışmaların tamamı bunlara örnek olarak gösterilebilir.
Dünya’da bunlar olurken ülkemizde de sağlık ve tıp alanında birçok çalışma yürütülmüyor değil. Türkiye’nin başka hiçbir sorunu yokmuşçasına iki hafta önce Hacettepe Üniversitesi bünyesinde açılan “alkol araştırma merkezi” bunlara güzel bir örnek. Ülkede genel bir toksikoloji merkezi açmak bir şey, sırf alkol üzerine araştırma yapan bir merkez açmak başka bir şey…
Peki biz neden genel akımların tersine giden bir ülke haline geldik?
Neden CERN’de yapılan keşifler tüm dünyayı meşgul ederken biz üyeliğimizi çekiyor; neden tüm dünya beyin hastalıkları araştırmaları yaparken biz otistiklerin ateist olduğunu söyleyebiliyor; neden tüm dünyada teorik araştırmalar son sürat devam ederken biz gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarımızdan biri olan Feza Gürsey’in adını verdiği enstitüyü kapatabiliyor; neden internet ve onun getirdikleriyle yaşamayı tüm dünya öğrenmişken biz her şeyi yasaklamayı bir çare olarak görebiliyoruz?
Sadece başımıza gelen şeyleri değil bizi biz yapan şeyleri de yavaş yavaş unutuyoruz; kimliğimiz değişiyor. Ve her hastalıkta olduğu gibi bazı parçalarımız direnirken(!) bazı parçalarımız çoktan kendini bırakmış durumda. Belki de bahsettiğim beyin araştırmalarının en büyük takipçisi biz olmalıyız.

Çünkü ülkece Alzheimer’a yakalandığımız çok açık!..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s