BİZ DAHA İYİ BİLMELİYİZ

Türkiye’de yaşadığımız son bir buçuk ay herkesi depresif bir havanın içine sokmuş durumda. Olayların başlangıç aşamasında yaşanılan özgürlük hissi kendisini yavaş yavaş başka bir boyuta taşımaya başladı. Yazarlar başka herhangi bir konudan bahsederken kendilerini suçlu hissetmeye veya suçlanmaya; sosyal medyada normal bir paylaşım yapan sıradan insanlar bunu iki defa düşünmeye; arkadaş arasında yapılan muhabbetlerde normal bir konudan bahsedilmesi kınanmaya başlandı. Herkesi hafiften bir paranoya hissi almış durumda ki neredeyse, yöneticilerin çok önemli dünya kadar başka şey olurken odağı sadece bu konuya çekmek için her şeyi bilinçli şekilde ve psikolojik bir savaş yürütmek amacıyla uzattığını düşünmeye başlayacağız.

Açık konuşmak gerekirse uzun süredir sadece ve sadece bu blog’un teması olan bilimsel konular hakkında yazmak istememe rağmen içsel olarak kendimi olaylardan soyutlamaz şekilde buluyorum her defasında. Geçen gün Gezi Parkı’nda yaşanan “ aç-kapa” oyununda bile kendimi bu depresif durumdan kurtarabilmek için komik bilimsel analojiler kurarken yakaladım. Yöneticiler açıkça “ Biz Belirsizlik İlkesi’ni de çok iyi biliriz… Belirsizlik İlkesi’ni en iyi biz biliriz! “ deyip herkes parka bakarken kapatıp kimse parkla ilgilenmezken açıyorlar!..

Kuantum Teorisi, yalan yanlış her konuya uygulanıyor ancak kent yönetimine kuantum yaklaşımını ilk defa görmekteyiz. Farkında mısınız bilmiyorum ama sosyal medyada artık yavaş yavaş insanlar şakayla karışık da olsa “galiba bizi delirtmeye çalışıyorlar!“ gibi bildirimler yayınlıyorlar… İlk başta bu kadar da olur mu şeklinde düşündüğüm bu yaklaşıma zamanla ısınmaya başladım diyebilirim. Çünkü görüyorum ki hangi görüşte olursa olsun bu işin içindeki herkes belirli bir zeka seviyesinin üzerinde ve yapılanların bu seviyeyle uzaktan yakında bir alakası yok. Bunun doğal sonucu olarak da uzun bir zamandır herkeste ciddi bir depresif hal mevcut. Bir yaz döneminin bu kadar depresif geçtiğini hiç görmemiştim.

image (3)

Dolayısıyla artık ciddi ciddi psikolojik bir savaş yürütüldüğünü düşünmeye başladım. Bu bazen parkı açıp sonra hemen kapamak gibi akla hayale gelmeyecek derecede absürt yanlışların yapıldığı; bazen ehliyet değiştirme ücretinin göze batacak şekilde 100 TL den 15 TL ye indirilerek sahte bir zafer duygusunun yaratıldığı; tam bitti artık önümüze bakabiliriz derken ortamı daha fazla geren bir hareketin bekletilmeden yapıldığı garip bir psikolojik savaş… Herkesi içine çekmiş, herkesi depresif yapmış durumda.

Peki nedir bu depresif halin dağılmasındaki çözüm?!.. Bu işlerle 1600’lü yıllarda ilk ilgilenenlerden olan Robert Burton “The Anatomy of Melancholy” kitabında:

“Hiçbir şey yapmamak en büyük depresyon sebebi; bir işle meşgul olmak da en büyük tedavidir.” demiş.

Belki de olan biten tüm psikolojik savaşta, tüm bu sirkte kendimiz kaybediyoruz. Yapmak istediğimiz, iyi olduğumuz birçok şeyi depresif bir duyguyla kenara atıyoruz. Bunu yapmaktan vazgeçelim!.. Asıl yapmak istediklerimizi yapıp üretken olurken de direnebilir ve özgürlüklerimizi savunabiliriz. Biliyorum aramızda bir işle meşgul olayım derken herkesi daha fazla depresif yapan “bağzı şeyler” de var ancak:

“Özgürlüklerimiz tehlikeye düştüğü için savunduğumuz bir hareket içsel olarak bize kendi kendimize özgürlüklerimizi kısıtlatan bir hale gelmesin!”

Bu yüzden ben yazdığım konular açısından bir sonraki yazımda seçebileceğim en farklı konu üzerinde durup size Asal Sayıların gizeminden bahsedeceğim sayın okuyucu!.. Peki siz kendiniz için ne yapacaksınız?

Reklamlar

BİZ DAHA İYİ BİLMELİYİZ” üzerine bir yorum

  1. Gezi Parkı olaylarında mücadelenin çok sert bir şekilde yaşandığı dönemde eylemciler üzerinde bir şaşkınlık, bir nefret, bir sinir hali vardı. Diğer dönemlerde yani polisin meydanda olmadığı, sakin dönemde ise müthiş bir sevinç/mutluluk, müthiş bir dayanışma, müthiş bir paylaşım hali söz konusuydu. Gezi Parkı’nı yaşamamış olanlar, televizyondan izleyenlerin bir kısmı ise gayet tabi “depresif” bi havanın içine girmiş olabilirler; sonuçta televizyonlar ve köşe yazılarının bir kısmı sadece yakıp/yıkma konularına odaklanmışlardı. Japonlar gibi olayların pozitif taraflarına nedense odaklanamama sorunsalı içindelerdi. Keşke televizyonda yapıcı şeylere daha çok yer verseler, yıkıcı şeylere ise daha az yer verseler!

    Gezi Parkı sayesinde insanlar vatandaşlık haklarının farkına vardılar. Kendilerini özgürlüğe götürecek yolun zorlu bir mücadeleden geçtiğinin de farkına vardılar. İnsanın doğasında olan sevginin, yardımlaşmanın, paylaşmanın mutluluğunu yaşadılar.

    Sonuçta demokrasi sadece sandık demek değildir.

    Demokrasi = Yasama (Şahibesiz Bir Seçim Sürecinden Sonra Barajsız Olarak Seçilmiş Meclis Üyeleri) + Yürütme (Başbakan ve ondan bağımsız Bakanlar) + (Bağımsız) Yargı + (Bağımsız) Basın + (Özgürlük ve Hakları olan) Halk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s