GEREKSIZ BILGININ GEREKLILIGI

Günümüzde işe yarar ne varsa, günlük hayatımızda kullandığımız her şey, geçmişte “kalem efendisi” olarak adlandırabileceğimiz insanların bulduğu gereksiz bilgiler sayesindedir!..

Gelmiş geçmiş en önemli matematikçilerden olan Gauss’un, tarihin en önemli fizikçilerinden olan Maxwell’in ve hatta Albert Einstein’ın gereksiz işlerle uğraşan bir dizi şarlatan olduğu söylense ne derdiniz?

Muhtemelen bunu iddia eden kişiye gülüp cevap bile vermeye gerek görmezsiniz. Sadece bilim tarihine değil insanlık tarihine de hem keşifleri hem de düşünceleriyle yön veren bu bilim adamlarının bir zamanlar gereksiz işlerle uğraşmış olabileceğini hangimiz düşünebilir ki?!..

Peki ya Andrew Wiles, Edward Witten veya Grigori Perelman için aynı soruyu sorsam cevabınız ne olur?

Aranızdan bazılarının onlar da kim diye sorduğunu; bu isimleri tanıyan, yaptıkları işleri bilenlerin de ne münasebet dediğini duyar gibiyim.

Andrew Wiles yüz yıllardır çözülemeyen efsane Fermat Teoremi’ni ispatlayan, Edward Witten Sicim Kuramı’nın öncülüğünü yapan, Grigori Perelman da yine matematiğin efsanevi problemlerinden Poincare Savı’nı ispatlayan bilim adamıdır. Fermat Teoremi, Sicim Kuramı, Poincare Savı… Henüz günlük yaşantımıza en ufak katkısı olmayan bir dizi kuram ve sav. İleri de katkılarının olabileceği veya olsa bile ne kadar zaman sonra olacağı meçhul.

Peki neden bu insanlar yaşayan efsaneler? Neden bu insanları geçmişte büyük buluşlar yapmış ve buldukları şeyler günlük hayatımızın da parçaları olan bilim adamları ile aynı kefeye koyabiliyoruz?

Bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın sözlerini biraz istemeden de olsa hatırlamamız gerekiyor:

“Ara teknik eleman ülkesiyiz biz. O zaman biz çok daha iyi eğitim almak zorundayız. İnsanlarımızı çok daha iyi yetiştirmek zorundayız. Öyle kalem efendisi değil. Çocuklarımıza, evlatlarımıza sahip çıkacağız. Eğer biz çocuklarımızı iyi yetiştirirsek kalem efendisi değil, ara teknik eleman, üniversiteyi bitiren, teknolojiyi iyi kullanan, bilgisayar bilen ve lisan bilen, dünyadaki bütün bilgileri alıp onları çok iyi kullanan, çok kaliteli gençler olarak yetiştireceğiz.”

1

Erdoğan Bayraktar’ın bu konuşması öncelikle, en üstteki yöneticilerin dahi ülkeye bakışlarında kendi aralarında bir tutarlılık sergileyemediğini gösteriyor.

15 Temmuz’da başbakanın çeşitli hastalıklara milli aşı bulma talebinden sonra TÜBİTAK’ın açtığı desteklerin hemen ardından 6 Ağustos’ta Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın bu açıklaması bu tutarsızlığın en büyük kanıtıdır.

Ancak Bakan’ın konuşmasında her şey bir kenara, akıllarda en fazla kalan konulardan biri “kalem efendisi” ifadesi oldu. Bakan kısaca diyor ki;

“Öyle düşünmekle, yazmakla, araştırmakla vakit kaybetmeyin gençler!.. Pratik olun, teknolojiyi iyi kullanan işçiler olun ve en önemlisi de yaratıcılıktan, yaratma çabasından uzak durun… Kalem efendisi olmayın.”

Peki Bakan’ın deyimiyle “kalem efendisi” olup “gereksiz işlerle” uğraşmanın nesi yanlış diye düşünelim?

Sene 1939, Harpers Magazine sayı 179, sonraları bilimsel araştırmalar hakkında her tartışmada hatırlanacak, kült haline gelecek bir makale yayımlanır, “Faydasız Bilginin Faydaları” anlamına gelen “The Usefulness of Useless Knowledge”. Yazar Abraham Flexner makalede, insanlığa yön veren birçok bilimsel gelişmeyi ele alıyor; birçok buluş, keşif vb… Buluşları yapanlar mı kredi almalı yoksa gerisinde o buluşun yapılmasını olanaklı kılan birçok teorik çalışmamı gibi temel soruları tartışıyor.

Radyonun keşfi Marconi’nin olduğu kadar bu keşiften yüz yıl önce elektromanyetik teoriyi keşfetmiş olan Maxwell’in ya da Einstein’in Relativite Kuramını keşfi bu kuramın temel matematiksel dayanağı olan Eğri Uzayların Geometrisi’ni keşfeden Gauss’un da büyük başarısı değil mi?..

Maxwell ile Marconi’nin, Gauss ile Einstein’ın çalışmalarını birinden farklı kılan en temel unsur, hem Maxwell’in hem de Gauss’un keşiflerinin ne işe yaradığı ve/veya yarayabileceği konusunda kendileri dahil kimsenin en ufak fikrinin olmamasıydı. Yaptıkları bu çalışmalar uzun zaman sonra başka dahilerin elinde kullanılabilir bir araç ve evrenin bazı sırlarını açıklayabilen bir fizik kuramı haline geldi.

Bu şekilde bakıldığında göreceğiz ki birçok keşif, daha önce devrim niteliği taşıyan ve keşfedildiği zaman ne işe yaradığını kimsenin bilmediği, yararsız bilgi niteliğinde olan bir başka keşfin sonucunda olmuş…

İşte bu yüzden bundan tam 10 yıl önce Princeton Üniversitesi’nin meşhur binalarından biri olan Fuld Hall’un kütüphanesinde çalışan her genç matematikçi, okuduğu şeyden kafasını kaldırıp, Andrew Wiles’ı karşısında gördüğünde bilir ki karşısında yaşayan bir efsane vardır.

İspatladığı kuramın günlük yaşama olan uygulamasının ne olduğu konusunda halen kimsenin çok bir fikri olmasa bile içsel olarak bilmekteyiz ki bir gün bir başka dahi çıkacak ve bugün ne işe yaradığını bilmediğimiz Fermat Teoremi’ni kullanarak onu günlük yaşamda anlamlı kılacak bir fizik kuramı geliştirecek. Daha sonra bir başka deha ortaya çıkacak ve bu fizik prensibine dayalı bir teknoloji geliştirecek… Aynı Maxwell’in o devirde ne işe yaradığını kimsenin bilmediği Elektromanyetik Teori’yi keşfetmesinden sonra Faraday’ın manyetik alanla ilgili yaptığı keşifler ve bu keşiflerin yıllar sonrasında Marconi’nin radyoyu keşfetmesi gibi.

Dolayısıyla aslında günümüzde işe yarar ne varsa geçmişteki “kalem efendileri” tarafından keşfedilmiş gereksiz bilgiler sayesinde vardır diyebiliriz!..

O halde tam da Flexner’ın makalesinin başlığı gibi; faydasız bilginin faydası, gereksiz bilginin gerekliliğinden yola çıkalım ve bir gereksiz bilgi paylaşalım:

1930 ve 40’larda Hamming ve daha bir çok matematikçinin literatüre soktuğu bazı matematiksel yapılar, hata düzeltici kodlar, daha sonra televizyon, radyo yayınları dahil sinyal kullanan her tür aracın bir sinyali karşıdaki alıcıya en sağlıklı şekilde iletmesinin temelini teşkil etmiştir.

Bir radyo veya televizyon yayını aslında basit olarak yayıncıdan alıcıya giden sinyallerdir. Sinyalin, izlediği yol boyunca çevredeki bir sürü elektronik cihazın yarattığı başka sinyallerle etkileşmesi sonucunda (ki buna gürültü adı verilir) alıcıya ulaştığı hali, yayıncıdan ilk çıktığı şeklinden eser bile taşımayabilir. İşte bunun olmasını engellemek amacıyla, sinyal gönderilirken içine ekstra bir kod yerleştirilir. Bu kod, sinyal alıcıya ulaştığında ilk halinden farklıysa, alıcının, gürültü etkilerini ayırıp sinyalin orijinal halini algılamasını sağlar. Bu sayede TV’deki görüntü pürüzlü değil, pırıl pırıl çıkar!..

2008’e gelinince ise Prof. James Gates, süpersimetri denklemlerini temsil eden adinkra adı verilen geometrik objeler bulur. Yalnız bu adinkraların belirli bir de özelliği olduğunu; bu objelerin yapısı ile hata düzeltici kodların matematiksel yapısının aynı olduğunu keşfeder !…

Yani işin özeti; evreni açıklayan denklemlerin yapısının, günlük hayatta sinyallerde kullandığımız hata düzeltici kodların yapısıyla aynı olduğunu anlar ve sorar:

“Acaba evrende içinde hata düzeltici kod yapısı olan bir yayın mı var ve biz alıcılar yani insanlar evreni, gelen sinyalleri algıladığımız biçimde mi görüyoruz?”

2

James Gates gibi bir “kalem efendisi” olmasa hata düzeltici kodların matematiksel yapısının evreni açıklayan denklemlerde çıkabileceği kimin aklına gelirdi ki?!

Belki de günün birinde bir başka “kalem efendisi” yaşadığımız evrende algıladıklarımızın ötesinde de bir şeyler olduğunu keşfedecek ve bir başkası da keşfedilen diğer gerçeklikleri algılamamızı sağlayacak teknolojiyi geliştirmemize önayak olacak.

Açıkçası, Prof. Gates’in bulguları Türk insanına hiç yabancı gelmemeli. Sürekli olarak bize dayatılan sanal gerçeklik içinde yaşayan, farklı şekilde düşününce ve/veya davranınca “hata düzeltici yapılar” sayesinde hemen ötekileştirilip cezalandırılan bizler artık kendimize sormalıyız:

Erdoğan Bayraktar’ın önerdiği gibi ara elemanlar mı yoksa işe yaramaz bilgiler keşfeden “kalem efendileri” mi olmayı tercih edeceğiz?!

Reklamlar

GEREKSIZ BILGININ GEREKLILIGI” üzerine bir yorum

  1. Can bey, yazınızı dün Cumhuriyet Bilim-Teknoloji ekinde okumuştum. Son zamanlarda okuduğum en güzel yazı olduğunu söyleyebilirim. Tek bir noktayı belirtmek isterim: Einstein’a eğri uzaylar ya da Öklitsel olmayan geometriler konusunda temel sağlayan kişinin Gauss değil de Riemann olması lazım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s