Soma’daki Savaş Alanından Mektuplar ve 19 Mayıs

http://www.radikal.com.tr/hayat/somadaki_savas_alanindan_mektuplar_ve_19_mayis-1192695

Bugün 19 Mayıs 2014… Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinin başlangıcının 95. yılı.

Bugün Soma faciasının üzerinden neredeyse bir hafta geçti.

Bugün ne bu köşenin teması olan bilimle ilgili bir şey yazmak geliyor içimden ne de uzun uzun araştırdığım istatikleri paylaşmak.

Bugün bilimin, rasyonel düşüncenin bittiği gün…

soma 1

Taa 1860’ların İngiltere’sinin, 1900’lerin Amerika’sının “ileri teknolojilerine” verilen referansların daha ne kadar ileriye… Pardon pardon geriye gidebileceği artık ancak hayal gücümüzle sınırlı.

Ben düşündüm, Mısır piramitlerinin yapımında da binlerce işçinin öldüğü biliniyor… Atlamamak lazım…

İlan edilen 3 günlük milli yas ve iptal edilen 19 Mayıs kutlamalarını düşünürken, bu felaket olmasaydı da 19 Mayıs’ı doğru düzgün kutlayabilir miydik diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

Her şey bir yana, kendimize en gerçek halimizle soralım ve dürüstçe cevap verelim:

Kimin umurunda Türkiye’de son otuz yıldır, ortalama her 2.5 yılda bir maden faciası yaşandığı ?!

Kimin umurunda çıkan milyon ton kömür başına Çin’de bile ortalama 1 işçi kaybedilirken Türkiye’de özel sektöre bağlı işletmelerde bu rakamın 11 işçi olduğu ?!

Kimin umurunda Türkiye hala Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1995 tarihli 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni halâ imzalamadıysa ?!

Kimin umurunda 14 Haziran 1935’de aynı gün kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ve onu finanse etsin diye kurulan Etibank ikilisinden, MTA’nın bir hayalete Etibank’ın ise bankacılığı bırakıp “Sarraf’a” dönüşmesi ?!

Bunca kirliliğin içerisinde kendime bu soruları sorarken, internetin diplerinde kalmış, orada kendi halinde parlayan ve kimsenin kendisini görmesi endişesi dahi taşımayan gerçek bir cevher buldum…

Sorularımın cevabı orada öylece duruyordu.
Eksisözlük’te bir yazı… Yazıyı yazan, dostundan kendisine gelen bu özel iletileri paylaştığı için ondan özür diliyor; bende yazarın kendisinden yazısını paylaştığım için…

Bir insanın umurunda olması, milyonda bir de olsa böyle insanların olması her şeyin ötesinde…

Bir savaş alanından en yakın arkadaşa, aileye yazılmış bir mektuptan farkı olmayan; sorumluluk ve derin bir vicdanla yazılmış bu mektuplar…

Sonuna kadar oku arkadaşım ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinin başlangıç günü olan 19 Mayıs’ı neden gençlere emanet ettiğini yeniden düşün…

Tek başına ve belki birilerini kurtarırım diye başlayan bu yolculuğu yapan arkadaşın kalbini anlarsan; yine tek başına ama birilerini değil koskoca bir ülkeyi kurtarırım diye yolculuğuna başlamış olan Mustafa Kemal’in kalbini daha iyi anlarsın belki…

Ben okudum ve gerçekten ağlamayalı ne kadar uzun zaman geçirmiş olduğumun farkına vardım…

İşte o mektuplar*:

Bu sabah geldim buraya 7 arkadaşımla birlikte gece çıktık yola. burada yaşadığım şeyleri, gördüğüm şeyleri, hissettiğim acıları tarif etmeye kalksam beceremem. birilerine umut oluruz, belki bir çocuğu yetim kalmaktan kurtarırız dedik ve geldik. kurtardık da. 5 tane çocuk babasız büyümeyecek. bir madene hayatımda ilk defa indim. van depreminde göçük altına inmiştik ama bu başka bir şeydi. eğer cehennem diye bir yer varsa orasıdır. başka bir yer olamaz. içerisi 5000 derece gibiydi. ben böyle bir ısının yanından geçmedim hayatımda. bilincim buharlaştı sandım bir ara. zamanla alıştık tabi. sabah ilk geldiğimizde 2 kişi çıkardık dışarıya sağ salim. birinin 2, birinin 3 çocuğu varmış. o adamlardan birinin karısına, çocuğuna sarılmasının canlı şahidi oldum. iç içe geçtiler resmen. böyle bir kenetlenme görmedim ben daha ömrü hayatımda. içimi buruk bir mutluluk kapladı. dedik daha fazlası neden olmasın. bekleyen yüzlerce insan var. birilerini daha neden sevindirmeyelim. tekrar tekrar girdik. bir daha yaralı çıkartamadık. hep cenaze. buraları anlatmayacağım. elimizde ayağımızda derman kalmadı oraya girip çıkmaktan çünkü içerisi cehennem. zaten ilk girdiğimizde bir arkadaşımız dumandan zehirlenme tehlikesi atlattı. gaz maskelerinin fayda etmediği yerlere girdik zaman zaman. hemen çıktık oralardan ama en çok girilmeye ihtiyacı olan yerler oralardı. yetkili birilerine gittik dedik böyle böyle anlattık durumu. size 2 tane oksijen tüplü maske verebilirim dedi adam. ben ve bir arkadaşım daha aldık maskeleri girdik tekrar. orada olanları anlatmayayım neyse boş ver. sonra çıktık. bitmiştik. akut ekip liderlerinden biri dinlenin biraz beyler bu böyle olmaz size yine ihtiyacımız olacak dedi. gücünüzü ekonomik kullanın şartlar çok zorlu gidin çayır çimen bile olsa oturun dinlenin biraz dedi. öyle deyince adam haklı dedik çıktık maden girişinden. jandarmanın oluşturduğu koridorda yürürken acıktığımı farkettim. dedim arabaya gidelim gofret falan bir şeyler vardı onlardan yiyelim kan şekerimiz düşmesin. neyse gittik arabaya aldık yiyecekleri. poşetten çıkardım yiyeceğim, bacağımı bir şey çekiştiriyor. döndüm, küçük bir oğlan. yüzüne bir baktım içim eridi. kim bilir içerden kimin çocuğu dedim içimden. aldım kucağıma oturduk arabanın üstüne. adını sordum muyat dedi. dedim annen baban nerde. buyda dedi eliyle bir yerleri gösterdi. ee onlar seni arıyordur şimdi dedim. gel onları bulalım dedim. şundan versene biraz dedi poşettekileri göstererek. verdim. ne var ne yok yedi bu şapşal. ağzı burnu çikolata oldu. ben de simsiyah olmuşum gayet uyumluyuz anlayacağın. arada bana ısırtıyor falan yediklerinden. sonra baktım murat murat diye bir sesler geliyor. ambulansın arkasından bir adam çıktı oğlum sen nerdesin niye bizi bırakıp gidiyorsun ya kaybolsan dedi. bizimki oralı değil yiyor hala. dedim çikolata falan yiyordu bitince bulacaktım sizi. allah sizden razı olsun kardeş içeride durum nasıl dedi. dedim abi uğraşıyoruz inşallah güzel şeyler olacak. kim var içeride dedim yakının. bizim kayın birader var dedi. bir şey diyemedim. çıkarırız inşallah sağ salim abi dedim. söylerken ben bile inanmadım sanırım. neyse murat’ı verdik gittiler. el salladı giderken falan. sonra arkadaşıma dedim olum dinlenelim biraz. dedi arabada yatalım. olum bu tulumu çıkaracak halim yok yazık günah her tarafımız simsiyah araba da mahvolur dedim. dedi dur ben onu ayarlarım. gitti 2-3 dakka sonra geldi. çöp poşeti bulmuş. serdik koltuklara yatırdık biraz da. sonra uzandık. 5dk ya geçti ya geçmedi, biri cama tıkladı. kalktım açtım camı. buyur amca dedim. oğlum siz kurtarma ekibisiniz değil mi dedi. evet, ne oldu amca dedim. dedi benim yeğenim vardı içerde sabah çıkarttılar çok şükür sağ salim dedi. hanım da oradaki kurtarmacı çocuklardan dinlenenler vardır şimdi git getir yemek falan yedirelim çocuklara minnet borcumuzu ödeyelim diye beni buraya yolladı dedi. amcacım, teyzenin güzel ellerinden öp bizim için ama biz burada iyiyiz dedim. tutturdu illa gelin beni eve almaz hanım yalnız gidersem hem boğazınızdan sıcak bir lokma bir şey geçsin. dedik üstümüz başımız leş gibi amca boş ver. yabancısı değiliz oğlum ben de yıllarca madende çalıştım dedi. neyse velhasıl arkadaşla amcanın evine gittik. amcanın adının akif olduğunu öğrendik. sağ olsun arabayla götürdü bizi. bizim poşetleri onun arabaya serdik. eve girdik müstakil bir ev, küçük bir bahçesi var falan. neyse teyze açtı kapıyı gelin kurban olduklarım gelin diye karşıladı bizi. kirimizi bulaştırmadan öptük elinden. neyse geçtik içeri iki hoşbeş ettik. kim olduğumuzu nereden geldiğimizi falan sordu sonra mutfağa gitti. amcayla oturduk bi 5 dk sonra teyze geldi. teyze havlu falan getirmiş, oğlum şofbenimiz var, sıcak suyumuz var bi yıkanın paklanın gücünüz yerinize gelir, banyoda tulumlarınızı da sirkelersiniz dedi. dedik teyze gerek yok. yok dedi girin ben de size yemek hazırlarım. utana sıkıla önce ben girdim. hayatımda hiç banyo yaparken bu kadar vicdan yapmamıştım. orada insanlar yardım beklerken çok zoruma gitti. kirlerimi çıkardım çıktım 5dk da ama cidden iyi gelmişti. neyse benim arkadaş da çıktı. oturduk yer sofrasına teyze çorba yapmış, fasülye yapmış, pilav yapmış. azar azar yedik hepsinden kendimizi şişirmeyelim diye. sonra amca, içerdeki odaya geçin 2 tane kanepe var uzanın oraya dedi. dedik arkadaşlarımız bekliyor amca biz gidelim orada dinleniriz. neyse bir 5 dk daha oturduk sonra teyzenin duaları eşliğinde çıktık. amca bıraktı bizi tekrar. bi sarıldı, alnımızdan öptü vedalaştık gitti. gittik arabanın oraya bizimkilere baktık yoklar. aradık nerdesiniz diye. dediler kızılay’ın çadırındayız. yemek yedik dinleniyoruz. bize vuran piyangoyu anlattık falan. dedik biz arabadayız buraya gelirsiniz dinlenince. işte tam da bu sırada uzandım ve düşüncelere daldım. şu an sana arabada uzanırken yazıyorum.

yarım saat-1saat içinde yine ineceğiz madene. ne olur, ne biter bilmiyorum. o yüzden birine yazma gereği hissettim sanırım. işte o da sen oldun. sana rahat anlatıyorum sanırım her şeyi moruk. burada güzel hiçbir şey yok. sabahtan beri yaptığım şeyler o kadar normal geliyor ki sanırım hissizleştim.

yine yazmaya çalışırım.
kendine iyi bak dostum…

15.05.2014 01:56″

“şimdi içerideki gazı dışarı salıyorlar. hepimiz alanı boşalttık. gaz tahliyesi bitince tekrar gireceğiz. hala ulaşamadığımız 2 bölge var ve şu ana kadar girdiğimiz yerlerden daha aşağıda buralar. orada çok sayıda işçinin mahsur kaldığı düşünülüyor. içeride yangın hala sürüyor. sanırım daha çetin bir durumla karşı karşıyayız buradan sonra bilmiyorum açıkçası. brifing bekliyoruz işte. nerelere nasıl müdahale edeceğimizi anlatacaklar. televizyonda ne olup bitiyor bilmiyorum ama burada güzel bir siyasi şov var. akplisinden chplisine bütün siyasiler burada poz kesiyor akşama kadar. daha birinin bir şeyin ucundan tuttuğunu görmedim. italyan takım elbiselerinin içinde dünya onlarınmış gibi gezmeye devam ediyorlar.

söylediğin güzel şeyler için teşekkür ederim dostum birbirinden değerli bir sürü şey yazmışsın ayrıca beni dinlediğin için de teşekkür ederim. içerden çıktığımda her şey yolunda olursa ilk fırsatta sana yazacağım. korkmuyorum ama içimde garip bir his var. o yüzden az önce annemi babamı aradım. onları ne kadar çok sevdiğimi bilsinler istedim. seninle gurur duyuyoruz oğlum dediler. motivasyon için yetti bana. sevdiğim kadını da aramak istedim ama elim gitmedi. bilmesin istedim burada olduğumu. duygusala bağladığımı falan düşünmesini istemedim. beni sevmeyen birini arayıp manasız manasız konuşmak istemedim. ayrıldığımızdan beri her aradığımda duyduğum o içimi buz gibi üşüten sesini duymak istemedim sanırım.

aklıma geldin bu cehennemde işte.
sadece benim için değerli bir adam olduğunu bil istedim.
kendine dikkat et.
tekrar konuşabilmek umuduyla,
hoşça kal kardeşim…

15.05.2014 02:51”

*Yazının kaynağı: https://eksisozluk.com/entry/42761233

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s