HAYATIN ANLAMI BULUNDU MU?!

Hemingway’in meşhur bir sözü var: “Yazmak, aslında çok basit. Tek yapmanız gereken daktilonun başına oturmak ve kanınızı akıtmak.”

Masanın başına uzun bir aradan sonra oturduğumda, çok özlemiş olmama rağmen aslında işin o kadar da basit olmadığını anlamış bulundum. Anlaşılan yazmak aslında pratiğin kaybolmaması gereken, ilham gelmesini beklemeden, “yaratıcılığımı belki de hiç kullanmayacağım karalamalarda harcamayım” korkusuna yenilmeden korunması gereken bir iş.

Ve aslında Hemingway’in sözünün aksine, yazılarını kendi detoks araçları olarak kullanan yazarlara pek saygım olmasa da bu sözde sevdiğim nokta, “yazarken aslında herkesin kanının da renginin ortaya çıktığı”nın alt mesajıdır.

ernest-hemingway-quote

Bu kadar uzun süre ara verince arada yazmak isteyip de yazamadığın, kesin yazayım deyip de güncelliğini kaçırdığın dünya kadar konu geçip gidiyor doğal olarak.

Masanın başına oturduğumda Stephen Hawking’in sık sık yaptığı çıkışlardan biri hakkında yazmaya neredeyse emindim. Hawking, yapay zeka kavramının insanlığın sonunu getireceğini, kontrol edilmezse bunun yakın gelecekte olabileceğini belirtiyor…

Hawking’in iddiası “gerçek yapay zeka” kavramına bir kez ulaşıldığında özellikle internet ağı sayesinde bu oluşumun kendini sürekli yenileyerek ve evrilerek insanlığı yok edeceği yönünde… Yalnız tüm bu sorunsalın içerisinde yapay zekanın böyle bir bilinci nasıl oluşturacağı sorusu halen açık… Bilinç kavramının biz insanlarda bile nasıl oluştuğunun, nereden geldiğinin cevabını veremezken tamamen insan ürünü ama kendi kendine düşünebilen bir makinenin nasıl bilinç sahibi olabileceği biraz muallak!

hawkingAI

Bu konuyla ilgili aslında inanması güç ama fantastik diyebileceğimiz teoriler mevcut. Örneğin, Microsoft’un da kurucularından olan Paul Allen’ın vakfı olan Allen Institute’da beyin üzerine yapılan araştırmalarda ortaya atılan en çarpıcı kuram; “Herhangi bir sistemin aynı insan beyni gibi sürekli aktif ve “yeteri kadar” karmaşık bir yapıya sahip olması durumunda kendi kendine bilinç sahibi olabileceği” yönünde. Yani örneğin bir gün dünyanın internet ağı kendi içinde daha da karmaşık, daha bağlantılı ve bu bağlantıların da sürekli olarak aktif olduğu bir noktaya gelirse kendi bilincine sahip olabilir…

Kısacası cansız varlıklardan da oluşan bir yapının da yeterli koşullar oluştuğunda bilinç kazanabileceği iddia ediliyor!

Gelelim aslında yine aylar önce baya ilgimi çeken bir konuya;

MIT Fizik Bölümü’nden Jeremy England, yaşamın kaynağı ve evrimleşmesi ile ilgili temel prensibi açıklayan bir kuram geliştirdiğini iddia ediyor.

jeremyengland

Fiziksel bir gerçek olarak canlı varlıklarla sıradan karbon atomları arasında tek bir fark var; canlı varlıklar çevrelerinden enerji alıp bu enerjiyi de ısı şeklinde dışarıya vermek konusunda daha başarılılar. Yani canlı varlıklarla cansız varlıklar arasındaki en temel fark enerji alıp verme konusunda canlıların doğal olarak daha verimli olarak çalışması…

Jeremy England’ın geliştirdiği matematiksel formüle göre inorganik yani cansız varlıklara dışarıdan enerji verildiğinde ve eğer bu inorganik yapı bir de okyanus, atmosfer gibi enerji yayabileceği geniş bir ortamın içerisindeyse, zaman geçtikçe kendilerini daha fazla enerji harcayabilecekleri şekilde organize etmeye başlıyorlar.

Bu da demek oluyor ki aslında yeterli bir süre sonra aynı canlı organizmaların davrandığı şekilde kendilerini organize edecek şekilde evriliyorlar!
Aslında her maddenin doğru şartlar sağlandığında yaşamın özünü taşıdığına kadar gidebilecek olan bu kuram, canlıların özünü oluşturan RNA molekülünün de oluşumunun açıklanması yönünde oldukça ilgi çekici… Ve işin daha da ilginç yanı Jeremy England’ın geliştirdiği formül RNA moleküllerinin çoğalırken (yani yaşamın kendisini oluştururken) harcadığı enerjiyi doğru tahmin edebiliyor.

Tabii ki hayatın anlamı bulundu iddiası için henüz erken ancak şimdiye dek ilk defa bu kadar genel bir bakış açısı ve bu bakış açısının formülasyonu sunuluyor.

Bilimdeki tüm bu gelişmeler; bir tarafta yaşamın kaynağının temel fizik prensipleriyle açıklanabilmesine dair bir adım, diğer tarafta artık canlı hale gelmiş bir organizmanın hangi koşullarda bilinç sahibi olabileceğine dair atılan adımlar heyecan gerçekten heyecan verici… Ve tam da bu konularda elde ettiğimiz yeni bilgiler aslında Hawking’in yapay zeka ile ilgili felaket teorilerinden ve benzerlerinden korkmamamızın için en büyük sebebi veriyor bize.

Canlılar kendilerini doğanın koyduğu kurallara en uygun şekle getirerek varlıklarını sürdürüyor hatta belki en başta bu şekilde canlı varlık haline geliyorlar!..

Hal böyleyken de Carl Sagan’ın meşhur sözü daha da anlam kazanıyor:

Zekanın belki de en basit tanımı ortam koşullarına en iyi şekilde adapte olabilmektir.

Ve ne kadar ilginç ki yeni bilimsel gelişmeler de yaşamın ortaya çıkışını bir anlamda buna bağlamakta.

Ancak işin özeti sevgili dostum, ortam koşullarına adaptasyondaki yetenek belki canlı kalmanın gerekli koşulu olsa da, kendi prensip ve amaçlarını (eğer varsa) koruyarak bunu gerçekleştirebilmek de insan olabilmenin hatta daha da ötesi başarılı bir insan olabilmenin gereği…

Değil mi?!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s