Kimsenin Anlamadığı İşlerle Uğraşmak…

Bir süredir blogu ihmal ettim; bir kitap hazırlığı içerisindeyim. Orijinal bir şey çıkarma hedefi ve kendime belirlediğim bitirme tarihinin kombinasyonu geceyle gündüzü alt üst etmiş durumda…

Materyal hazırlama enerjimi ve vaktimi ağırlıklı olarak bu projeye verdiğim; orada anlatmak istediklerimi de burada tekrarlamak istemediğim için blog bir iki aydır öksüz kaldı… Ancak unutmadım tabii.

Kitabı hazırlarken daha önce üzerine bir şeyler karaladığım ve hakim olduğum konular kadar bahsedeceğim bazı konuların teknik kısmını daha önceden hiç çalışmadığımın farkına vardım… Bu kadar teknik materyal bakmayalı epeyi uzun bir zaman olmuştu… Şüphesiz ki acılı bir iş; eski günlere döndürdü biraz… Ancak keyifli ve kitap tamamlanıp bir bütün haline daha da yaklaştıkça daha keyifli hale geliyor.

Bu kadar şeyin içine gömüldükten sonra kendimi dışarıya çekip, perspektifle baktığımda tüm bu süreçte okuduğum ve okumayı planladığım bazı mevzuların, bu mevzularla uğraşanların aslında ne derece kendi dünyalarında olduğu ilk gözlediğim şey oldu…

Anlatmak istediğim şu; dünyada şu an öyle konular üzerine çalışan öyle insanlar var ki kendi meslektaşları arasında dahi ne yaptıklarını tam olarak anlayanların sayısı bazı durumlarda 5-10 gibi sayılarla ölçülüyor.

Bu durumun garipliği çarptı bir anda.

Birkaç örnek vereyim… En çarpıcısından başlayalım;  Shinichi Mochizuki… Japon asıllı bir matematikçi, öğrenimini ABD’de Princeton Üniversitesi’nde yapıyor. O zamanlardan çok yetenekli olduğu belli… Bir süre ABD’de devam ettikten sonra; Japonya’ya Kyoto Üniversitesi’ne dönüyor…

Bir süre sonra kendi websitesinden blok şeklinde her biri yüzlerce sayfa makaleler yayınlamaya başlıyor:

http://www.kurims.kyoto-u.ac.jp/~motizuki/top-english.html

Bu makalelerde; Inter-Universal Teichmuller Theory (IUTT) adını verdiği ve muhtemelen matematiğin kendisini algılayışımızı kökten değiştirecek bir yapı ortaya koyuyor… Bu yapıyı kullanarak ispatladığı ve uzun zamandır çözülememiş bazı problemler de var; örneğin, abc conjecture:

https://www.youtube.com/watch?v=RkBl7WKzzRw

Mochizuki’nin 2012’de yayınladığı makaleler serisi bugün hala matematik dünyası için büyük ölçüde muamma. İşin paradoksal tarafı şu; Mochizuki yüzlerce sayfa ile ancak özetleyebildiği bu iş için detaylı bir seminerler serisi vermek yerine zamanını yeni işler yapmak için harcamayı tercih ediyor. Nadiren bazı workshop’lara katılıyor… Matematik dünyasındaki diğer akademisyenlerin çoğu da, özellikle de çok iyi olanlar, dahi bir matematikçinin yaptıklarının dünyasına girip çözmeye çalışmaktansa benzer şekilde kendi işlerine odaklanmayı tercih ediyor!..

Dışarıdan bakınca aslında biraz da komik bir durum… Bir tarafta matematiğe algımızı tamamen değiştireceği belli olan bir iş; diğer tarafta kimsenin kendi zamanını yani akademik hayatını bir başkasının işine adamak istememesi… Hayatın gerçekleri…

Diğer bir örnek Edward Witten. Witten ile şahsen tanışma ve seminerlerini takip etme fırsatım oldu. Hayatımda çok zeki ve çalışkan insanlar tanıdım… Ancak matematik ve fizikteki karmaşık konulardan bahsederken kendi anadiliyle konuşuyormuş hissini veren başka biriyle karşılaşmadım. Bunu biraz; çok yetenekli bir şarkıcının şarkılarına o söylerken eşlik edebilip ‘hadi sen söyle’ dendiğinde donup kalmaya benzetiyorum… Müziği bilen o, siz değilsiniz.

Witten’da matematik ve fizik için böyle; müziği o biliyor, siz değil…

Örneğin; matematikte uzun yıllardır Langlands Programı adı verilen bir program var… Prensipteki amaç bir dizi conjecture (yani ispat bekleyen iddia) serisini ispatlayıp; matematikteki cebirsel formlar ile analizin birbirine çok yakından bağlı olduğunu ve hatta birbirinin farklı temsilleri olduğunu göstermek. Bir anlamda fizikteki ‘her şeyin teorisi’ni (String theory vb.) bulmanın matematikteki karşılığı gibi…

Witten hem Langlands’deki hem de String Theory’deki teknik kısımlara hakim, hatta özellikle fizikteki kısmın öncüsü yegane insanlardan. Aşağıda, 2015’te yazdığı makaleden alıntı var… ‘Bir an için evrenin sırrını keşfettiğimi ve kimseye anlatamadığımı düşündüm…’ diyor.

witten

Yakın bir zaman önce verdiği röportajlardan birinde:

https://www.quantamagazine.org/edward-witten-ponders-the-nature-of-reality-20171128/

uzay ve zamanın sebep değil sonuç olduğunu düşündüğünü söylemesi ilgimi çekti. Witten normalde evrenin temel taşının enformasyon (bit’ler) olduğu gibi konulardan kendini uzak tutardı…

….

Bu örneklerin sayısını artırmak mümkün… Uğraşılan alanlar aşırı teknik; uğraşan insanlar benzersiz dehalar… Durum böyle olunca yaptıkları işleri anlamak, bu işlerle en üst seviyede uğraşanların bile sınırını aşabiliyor.

Ancak soyutluğun bu seviyesi her zaman çığır açıcı olmuştur. Bu insanların yaptıkları işleri anlatmak için zaman harcamama özelliğini seviyorum. Yeni işlerin peşinden koşuyorlar çünkü;

  1. Kendi yeteneklerinin ve yeni düşündükleri ne varsa onu kendilerinden başka kimsenin yapamayacağının farkındalar
  2. İnsan yaşamı sınırlı; düşünsel yetenekler zamanla uçucu… Bir insanın en verimli zamanlarını yaptığı işleri anlatmaya harcamak yerine yeni şeylerle uğraşmaya ayırmak istemesi çok normal

Kimsenin anlamadığı işlerle uğraşmak hakkında, sürekli önerdiğim kült bir makale var; Gereksiz Bilginin Gerekliliği:

 

Temelde bilimle uğraşmak isteyen herkes okumalı diye düşünüyorum. Özetle, bilimde ne kadar gelişme olduysa ama ne kadar olduysa… Hepsi, kimsenin anlamadığı işlerle uğraşan insanlar ve onların çalışmalarından çıkmıştır.

Kitapta, sizlere matematiğin ve fiziğin kimsenin çok az ya da hiç anlamadığı konularını daha geniş şekilde açıklamaya çalışıyorum… Başka bir çok şeyin yanında.

….

Tamamen bu açıdan bakınca; yani kendi dünyalarına gömülmüş, dünya dertlerinden kendilerini sıyırmış ve gerçekten önemli (belki de en önemli) ama bir o kadar da soyut işlerle uğraşan insanları düşününce… Kim bilir belki de Aziz Sancar’ın gençlere verdiği ‘sadece bilime odaklanın’ tavsiyesi haklıdır… Sadece şu var insanın kendini günlük yaşamdan çekip odaklanabilmesi, izole olmayı başarabilmesi bile ayrı bir yetenek… O yüzden mesela sosyal medyayı kullanmayan veya belli bir süre ara veren insanlara hep imrenmişimdir. Benim yapabildiğim şey, hiç televizyon izlememek, ~2 yıldır böyle. Ancak günlük yaşamın karmaşasından ve yarın unutulacağı kesin olan konuları konuşmak için bugün tüm günümüzü vereceğimizi bile bile sosyal medyadan kendimi çekemiyorum.

O yüzden muhtemelen Aziz Sancar prensipte haklı; Evet iklim koşullarına rağmen bilimle uğraşılsın ancak zaten kendinin de ‘günlük mevzuları takip edersem üzüntümden çalışamam’ şeklinde belirttiği gibi buradaki en önemli maharet tüm koşullara rağmen ‘odaklanabilmek’…

Dünyada bu devrin en önemli yeteneğinin bu olduğunu düşünmeye başladım… Her tür bilgi bombardımanına, kirliliğine ve tüm arka plan gürültüsüne rağmen insanın odağını koruyabilmesi…

Evet uzun süre bloga ara verince böyle çenem açılmış gibi değil mi?! J

Kitap konularının ekseninde devam edeceğim yakında,

Herkese sevgiler.

Not: Kapak Görselini neden böyle seçtiğimin hikayesi bende, bende yeri olan bir mekan… kitapta anlatacağım…

Reklamlar

Kimsenin Anlamadığı İşlerle Uğraşmak…” üzerine bir yorum

  1. Gene entelektüel bir yazı olmuş.Hocam sizi ilk onedio’da meb müşteşarını twitter’da eleştirirken gördüm,sizin gibi insanların eleştirileri sonucunda Tyt’nin bir kısmında bilgi soruda verilecek olumlu bir değişiklik oldu sayenizde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s