10 adımda akademik hayat

İlkokul, lise, lisans, yüksek lisans ve doktora… Eğitim merdiveninin beş basamağı. Normal bir yaşama kavuşmak için ilk üçü yani ilkokul, lise ve lisans artık psikolojik bariyer zaten.

Hatta herkesin o ya da bu şekilde master’lı olduğunu düşünürsek, master yapmak da günümüzde bu psikolojik sınırın içine giriyor. Daha 50 yıl önce herkesin ilkokul mezunu olması önemli bir amaçken artık günümüzde yüksek lisans yapmamış olmak eksiklik sebebi haline gelmiş durumda. Eğitim merdiveninin son basamağı, doktora ise kendini diğerlerinden ayırmış durumda! Çünkü ilkokulu bitir; liseyi, lisansı hatta yüksek lisansı bitir… Yaptığın şey sadece daha fazla öğrenmek.

Doktora yapınca ise artık bilim insanısın!

Üniversiteye girme aşamasında tercihlerini belirleme durumunda olan, üniversiteyi bitirip de kendini iş bulma cenderesinin içinde bulan dünya kadar genç insanın kafasından en az bir kez “Akademik hayata gireyim de kendimi garanti altına alayım” düşüncesi geçmiştir.

Durun gençler! Kapalı bir kutu olan, hakkında pek bir şey bilmediğiniz doktora yaşamını size çok sevdiğim şu yazıdan (http://www.businessinsider.com/the-illustrated-guide-to-a-phd-2012-3) alıntılayarak basitçe anlatmaya çalışayım**, kararınızı sonra verin:

1. İnsanoğlunun günümüze dek eriştiği bilgi seviyesini temsil eden bir daire düşünün:
aka1.png
2. İlkokulu bitirdiğinizde çok temel ancak çok da az şey biliyorsunuzdur:
aka2
3. Liseyi bitirdiğinizde biraz daha fazla şey biliyor olursunuz:
aka3.png
4. Üniversiteye girip lisans eğitimini bitirdiğinizde artık bir alanda özelleşirsiniz:
aka4
5. Yüksek lisans yapıp özelleştiğiniz alanda biraz daha derine inersiniz:
aka5
6. Bilimsel makaleler okumaya başlarsanız özelleştiğiniz alandaki bilgi seviyesinin en uç noktasına kadar ilerlersiniz:
aka6
7. Sınıra geldiğinizde artık odaklanmaya başlarsınız:
aka7
8. Yıllarınızı sınırı itmekle geçirirsiniz:
aka8
9. Ta ki sınırda ufak bir çıkıntı oluşturana dek:

aka9

İşte sınırdaki bu çıkıntıya ‘doktora’ deniyor!

10. Hâlâ odaklı olduğunuz için kendinizi farklı bir dünyada gibi hissedebilirsiniz ancak geriye çekilip büyük resme tekrar bakarsak:

aka10.png

Burası kırılma noktasıdır.Yaptığınız bu çalışmaya bakıp da insanoğlunun eriştiği sınıra kıyasla ne kadar ufak bir iş olduğunu gördüğünüzde, bu ufacık işi yapmak için hayatınızı verdiğinizi fark ettiğinizde, insanoğlunun geldiği sınırı genişletmenize rağmen halen kimse size para vermediğinde (!) ve en önemlisi de alabildiğine geniş bir dairenin sınırındaki ufacık bir noktaya odaklandığınızı anladığınızda… “Moralim bozulmaz” diyorsanız doktora yapmayı düşünmeye başlayabilirsiniz.

Hayatta nereye yöneleceğinize dair tercihleriniz dairelerle açıklanacak kadar basit aslında:

Ya dairenin içinde bir çok yöne doğru genişleyecek ancak hiçbir yönde sınıra ulaşmak gibi bir derdin olmayacak ya da kendine tek bir yön seçip o yönde sınırları zorlamak için uğraşacaksın.

Tercih bu kadar basit.

Not: Bu yazı Ocak 2014’te Radikal’deki köşemde yayınlanmıştır

http://www.radikal.com.tr/hayat/10-adimda-akademik-hayat-1171541/

** Anlaşılan onlar da şuradan almış: http://matt.might.net/articles/phd-school-in-pictures/

Reklamlar

8 Mart’ta 8 Bariyer; Akademisyen Kadınların Zorlu Dünyası

Dünya Kadınlar gününün anlamını tam olarak idrak edebilmek için kanımca bir erkeğin belirli bir yaşta olması gerekiyor.

Böyle bir günün kutlanmasına gerek olmadığı bir dünyada yaşamak daha anlamlı olurdu tabi ancak ortada bir gerçek var ki kadınların herhangi bir ortamda başarı, saygı, takdir v.b. için geçmek zorunda olduğu yol erkeklerinkinden kesinlikle daha zorlu.

Bazı ortamlarda ise bu zorlu yoldan geçmek ciddi bir savaş gerektiriyor ki bunlardan bir tanesi akademik camia.

Akademisyenlik dünyanın her yerinde zor iş. Soyut kavramlarla uğraşıp normal hayattan uzaklaşmak, çok çalışıp az kazanmak, hayata geç başlamak… Saydıkça bitmez.

bilimkadini5

Kadın olmak ise hele de Türkiye’de zorun zoru. Küçük yaştan itibaren maruz kalınan ayırımcı davranışlar, toplumun bitmeyen dayatmaları v.b.
Bir de her ikisini tüm zorluklarıyla göğüslemeyi tercih edenler var. Neler mi o zorluklar?

İşte yolun başından sonuna dek özeti: Okumaya devam et

AKADEMISYEN OLMAMAK ICIN BIN BIR SEBEP

Lise’de münazara takımı kaptanı olduğunuzu, üniversite giriş sınavlarında ülke çapında ilk iki yüz kişi içerisinde bulunduğunuzu, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinin en zor mühendislik bölümünü 4.0 ortalamayla okul birincisi bitirdiğinizi, dünyanın en iyi mühendislik okulu olan MIT’de burslu doktora yaptığınızı ve orayı da 4.0 ortalamayla bitirdiğinizi, akabinde Amerika’nın yine en iyi okullarından birinde post doktora yaptığınızı düşünün.

Sonra ülkenize dönmek ve akademik çalışmalarınıza burada devam etmek amacıyla başvurularda bulunduğunuzu… ve hiç bir üniversite de uygun bir pozisyon bulamadığınızı… Okumaya devam et

SAHTEKARLIK ve AKADEMISYENLIK

Yer, Princeton Üniversitesi Fizik Bölümü. On metrekarelik, penceresiz, loş ışıklı bir oda… Bir masa, küçük bir kitaplık ve bir bank var sadece odada, bir de pencere olmadığı için dışarıyı görememekten günün hangi saatinde olduğunun farkında olmayan doktora öğrencisi. Bölümün duvarları, ofisler ve hatta kolçaklı sıralarda çay-kahve kupası yerleştirmek için ayrılmış boşlukların içi hep kara tahta ve tebeşir. Oturup kahve içip muhabbet ederken bile aklınıza bir fikir gelirse kaçırmayasınız diye… Koridorların tamamı banklarla dolu, insanlar çok yorgun olduklarında kıvrılıp bir iki saat uyuyabilsin ve sonra kaldıkları yerden devam edebilsinler diye… Penceresiz odada kalan öğrenci Türk olduğu için dışarıda herkesin içinde uyumaktan utanıp sabahladığı bir gece, koridordaki banklardan birini ofise çekiyor. Sabah da kat görevlisinin şikayeti üzerine bölüm başkanı Prof.Dr. Paul Steinhardt’a kendini bir saat açıklamak zorunda kalıyor. Okumaya devam et