Tehlikenin Farkında Mısın?

Geçen yıl bu zamanlar Radikal’deki yazılarıma son verildiğinden beri ilk yazım olacak…

Biraz paslanmış olabilirim…

Geçişlerim pürüzsüz olmayabilir ancak zaten çok sorun değil… Herhangi bir estetik, bilim, ortak akıl kaygısı taşımayan bodoslama aksiyonların rahatlıkla alınıp hiç tepki çekmediği günlerden geçiyoruz… O yüzden zannediyorum bana rahatlıkla katlanırsınız…

Türkiye’de üniversiteye kadar olan eğitim yani eğitimcilerin K12 diye adlandırdıkları ilk 12 yıl büyük ölçüde mahvolmuş durumda. Bu konuda kimsenin en ufak şüphesi kalmamıştır herhalde.

Her seviyede sürekli değişen sınav sistemi, sınavlardaki şaibeli sonuçlar, yıllardır süren dershane krizi, ülke tarihinin en büyük projelerinden biri olup bugün kimsenin hatırlamadığı batık bir FATİH Projesi, atanamayan öğretmenler ve dahası…

duyarsızız

Yalnız bu yozlaşma özellikle bu yıl yoğun bir biçimde üniversite ve sonrasındaki yüksek lisans eğitiminde de gözle görülür dereceye geldi.
Akademik çevrelerde artık görmeye alıştığımız skandallardan, fakülte içi çekişmelerden, hala neden var olduğu açıklanamayan YÖK’ün ara ara varlığını hissettirmek için aldığı dayatmacı kararlardan, TÜBİTAK gibi bir kurumun düştüğü durumdan ve hatta özellikle son yıllarda ayyuka çıkan intihallerden bahsetmiyorum bile.

Her şeyin ötesinde ve geri döndüremeyeceğimiz konular var… Mesela? Okumaya devam et

DERSHANELER, FATİH PROJESİ VE ÖĞRETMEN ATAMALARI AYNI POTADA NASIL BULUŞUR?

Hayatta doğru soruları sormak belkide en önemli yeteneklerden… Bundan bir kaç ay önce hükümetin bu konudaki yetenek açığının en büyük sıkıntısını şu an ülkece yaşıyoruz.

Komplo senaryolarının popüler olduğu bir ortamda bende kendime mani olamadım, buyurun:

6 ve 7 Şubat’ta yapılacak olan öğretmen atamalarını beklerken bundan tam 2 ay önce gündemin baş köşesine oturan dershaneler konusunun nasıl da ortadan yok olup gittiğini görmekteyiz.

O günlerde dershanelerin tasviyesi işinin siyasi tabanlı değil de eğitim tabanlı olduğuna inanan veya savunan bir kaç kişi olmuşsa bile artık onların da diyecek bir şeyinin kalmadığı aşikar.

En kısa şekilde ifade etmek gerekirse, gerçek ajanda eğitim ile ilgili bir reform hareketi olsaydı; dershaneler ilk başlanılacak yer değil her şeyi hallettikten sonra son dokunulacak yerler olurdu.

Tüm bu tasviye hareketi esnasında aslında AKP hükümeti elindeki çok ciddi bir fırsatı da kaçırmış oldu.

RTE FATİH

Nasıl mı? Okumaya devam et

ZEKİ İNSANA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK!

Hep duyarız ya fakir ailenin çocuğu zor şartlarda okur, büyük başarılar elde eder…
“Çocuğun içinde varmış okumak, başarılı olmak” derler.

genetik1

Türkiye’de eğitim aslında bir arena hem de vahşi bir arena. Bu arenada ilkokulun birinci sınıfından üniversitenin son sınıfına kadar hem arkadaşlarınla hem de kendinle yarışıyorsun.
Daha ufaklıktan itibaren birçok başarı taktiği alıyorsun etrafından veya gün geliyor o tavsiyeyi sen veriyorsun. Her gün düzenli çalış, uykuna dikkat et, bol soru çöz, dersi derste öğren, soru sor …
Sonuçta hepsini yapsan da başarı garanti mi?

Artık biliyoruz ki cevap hayır!..
İngiltere’de Kings College’da yapılan bir çalışma lise öğrencileri arasında eğitimdeki başarı farklılıklarının yüzde 60’ının kalıtımsal olduğunu ortaya çıkarmış.
Araştırma 16 yaşındaki 11 bin ikiz kardeş üzerinde yapılıyor ve İngiltere’de bizdeki SBS’lere benzeyen GCSE sınavını alan ikizlerin başarı durumları karşılaştırılıyor. Doğal olarak bu ikizlerden bazıları tek yumurta, bazıları da çift yumurta ikizi. Tek yumurta ikizlerinin genetik yapıları nerdeyse aynı olsa da çift yumurta ikizlerinde farklılıklar olduğunu biliyoruz.
Her iki tip ikiz için de okul, aile hatta arkadaş çevresi gibi çevresel faktörler aynı. Buna rağmen tek yumurta ikizlerinin başarı seviyelerinin çok benzer olmasına karşın çift yumurta ikizlerinde ciddi farklar görülüyor. Yapılan istatistiki çalışmalar sonucunda başarı farklılıklarının sebebinin yüzde 60 seviyesinde genetik kökenli olduğu ortaya çıkıyor. Çevresel faktörlerin ise başarıyı etkileme oranı yüzde 36 çıkmış. Yani bireylerin akademik başarılarındaki farklılıkların aslında ağırlıklı olarak genetik farklılıklardan kaynaklı olduğu sonucu ile karşı karşıyayız. Yani gerçekten de “Okumak çocuğun içinde varmış!”

Eğitimin bireyselleşmesi

İngiltere’deki araştırmanın sonuçları klasik eğitim sisteminin artık değişmesi gerektiğini gösteriyor. Bireysel farklılıkların dikkate alınmadığı bir eğitim sisteminin bilimsel olarak doğru olmadığı yıllardır savunulan bir konu. Ancak şimdiye dek hiç bir çalışma bireysel faktörlerin başarıyı bu derece etkilediğini göstermemişti. Üstelik bu çalışmayı yapan ekip daha önce, aynı sonuçları; 7, 10 ve 12 yaş gruplarında da elde etmiş.
Zeka gibi daha içsel ve sonradan öğrenilme özelliği olmayan bir kavram bile yüzde 40 oranında kalıtımsalken, eğitimdeki başarının yüzde 60’ının kalıtımsal olması oldukça önemli bir sonuç. Peki bireyselleştirilmiş eğitim pratikte nasıl mümkün olabilir?
Aslında bu konu oldukça geniş bir alan olmasına rağmen cevabı eğitim teknolojilerinden geçiyor. Sınıflarda bir yere kadar sağlanabilecek olan kişiye özgü eğitimin, öğrenci bilgisayar başındayken sağlanması çok daha kolay. Öğrencinin çözdüğü sorulardan, izlediği içeriklerinden veri toplayabilen, bunu daha sonra öğrencinin seviyesini belirlemekte kullanabilen; kullanıcıdan topladığı veri arttıkça öğrenen uygulamalar mevcut. Günümüzün trend konuları olan büyük veri, veri madenciliği ve yapay zeka konularının eğitime alanına uygulamaları olan bu yazılımların en popüler olanlarından Knewton daha şimdiden gelmiş geçmiş en iyi 50 girişim arasına girmiş durumda.

Bulunca bunamak!

Geçen haftanın yoğun gündeminin içerisinde dikkat çeken konulardan biri de Barış Paksoy adlı öğrencinin hikâyesiydi. Tübitak’ın seviye üstü bulup, kendi yapmış olamaz diye hüküm verdiği çalışması sebebiyle Almanya’daki bir üniversiteden burs alan Barış Paksoy…
Üç yıl önce, Barış 15 yaşındayken Tübitak’ın düzenlediği bir proje yarışmasına katılır. Matematik alanında oldukça teknik bir makale okumuş, kendi sorularını üretmiş ve bu sorulardan bazılarına cevap bulup kendi orijinal çalışmasını çıkarmıştır. Gerçek bir bilim adamı gibi…
Proje yarışmasının jürisi Barış’ın çalışmasını eler, sonuca itiraz edilince Tübitak sebep olarak çalışmanın seviye üstü olduğunu belirtir. İronik olan şey tam da bu aslında. Bu proje yarışmaları her ülkede sürekli yapılır ki beş on yılda bir iki tane ‘seviye üstü’ çalışma yapabilen dahi çocuk yakalanabilsin!
Bulunca da bunamak ancak böyle bir şey olabilir.
İşte bireysel farklılıklara yönelik bir eğitim sisteminin bir önemi de burada yatıyor. Türkiye’nin bilimden sorumlu kurumu Tübitak bile yetenekli bir genci görünce anlayamıyorsa, her gün okula giden milyonlarca öğrenci arasından kaçırdıklarımızı siz düşünün!
Bu sorunu çözmek için aslında elimizde fırsatlar yok değil. Üç yıl önce Barış Paksoy’un projesi kabul edilmezken, bir başka projenin başlatılmasına da onay verilmişti. Devasa bir bütçeye sahip, Türkiye’nin her okulunu bilişim teknolojileri ile donatmak hedefiyle ortaya çıkıp da geçen yıl yöneticilerinin yolsuzluklara karıştığı ve yönetimin en tepesindeki isimlerin değiştiği bir proje…
Bir FATİH projesi vardı gerçekten, şu an akıbetinin ne olduğunu kimsenin bilmediği…
Bireysel farklılıkların akademik başarı üzerindeki etkisi artık bilimsel olarak da aşikarken ve biz tam da eğitim sistemimizi tekrar gözden geçiriyorken bunu bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Elimizdeki değerler kendi kendilerine ortaya çıktığında bile göremiyorsak bu ciddi değişimlerin şart olduğunu gösterir.
Türkiye insanların hayatlarına belirli yeteneklerle başlayıp averaj bireyler olarak çıktıkları bir ülke haline gelmemeli. Unutulmamalı ki zeki insanlara yapılabilecek en büyük kötülük, onları başkalarının yetersiz algılarına tabi kılmaktır.

Not: Bu yazı ilk olarak 13 Ocak 2014’te Radikal’deki köşemde yayınlanmıştır.

http://www.radikal.com.tr/hayat/zeki_insana_yapilabilecek_en_buyuk_kotuluk-1170499

ETNIK KOKENLER ve ANADILDE EGITIM

Yine en sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Etnik köken konusu şu ana dek hiç ilgimi çeken bir konu olmadı, hiç de anlamamışımdır insanları yedi ceddine kadar araştıran zihniyeti.

Kim gerçekten Türk, kim gerçekten Kürt; kim Avrupalı, eğer öyle bir şey varsa kim gerçek Amerikalı vs. karmaşık konular. “Gerçek” derken kastedilen tabi katıksız olması… Türkse yedi ceddine kadar kökeni Türk mü, değilse ne kadar Arnavut ne kadar Kürt ne kadar Arap vs.

Dini bakış açısı ile bakacak olursak zaten herkesin soyunun başlangıçı belli, Adem ile Havva; konu bu kadar basit… Aslında zaten dinde millet kavramından çok ümmet anlayışı olduğundan, aynı inançtan olduktan sonra etnik köken konusunun çok önemli olmaması gerekir, en azından teoride!..

Genetics_Geary_Map_Langobarden_areas_Europe (1)

Okumaya devam et

EGITIM SISTEMINE CARE ONERILERI 2 / BIREYSEL OGRENME UZERINE

Yine en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Devlet eliyle ve FATİH Projesi kapsamında, bilimsel olarak her öğrencinin performansını ölçebilen, akıllı algoritmalarla ona bireysel bir öğrenme yolu çizebilen, eğitim programındaki kazanımların ve bunlara ayrılacak zamanların dahi belirlenmesinde kullanacağı bir yazılımı okullara entegre etmelidir.

knowledge-space-2

Yukarıdaki resmi aklımızda tutalım ve yazının sonunda dönüp tekrar bakıp; “Her öğrenci için bu tarz bir haritada dolaşmak; her öğretmen için bunun takibini yapmak ve bunun istatistiksel verisini yıllar boyunca tutmak istemez miyiz?” sorusuna cevap verelim. Okumaya devam et

EGITIM SISTEMINE CARE ONERILERI 1 / ISTIHDAM ve ATAMA SORUNU

Ülkemizde bir çok öğretmenin gereksiz olarak gördüğü e-öğrenme aslında öğretmenlerin en temel sorunu olan atama kaosuna bir çare olabilir.

E-öğrenme’nin ne kadar işe yaradığı konusu eğitimcilerin klasik ikilemlerinden biridir. Genelde bire bir öğrenmeye karşı bir rakip olarak algılandığından bazı kesimler tarafından gereksiz ve faydasız görülmekle birlikte artık şunu anlamalıyız:

E-öğrenme, Türk eğitim sisteminin en büyük kurtarıcılarından olacaktır.

elearning1 Okumaya devam et

MARMARAY’DA DOLDURDUGUMUZ BETONU FATIH’TE KIRMAK

Türkiye’de eğitim sektörü, özellikle de e-öğrenme sektörü; çok çekici, ilgi gören aşırı seçici güzel bir kadına benziyor biraz. Yıllar boyunca hep ilgi görmüş ve bu ilginin yoğunluğundan kaynaklı yalancı bir tatmin yaşadığı için gelen fırsatları hep kaçırmış; olgunluk çağında da yalnız kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan güzel bir kadına…

İşte FATİH Projesi bu yalnızlığa bir dur diyecek ve belki de son şans niteliğinde bir proje. Okumaya devam et