Akademisyen Olacaksan Önce Neden Olmaman Gerektiğini Düşün

http://www.radikal.com.tr/hayat/akademisyen_olacaksan_once_neden_olmaman_gerektigini_dusun-1188898

Geçen hafta YÖK Başkanı Prof.Dr.Gökhan Çetinsaya, Türkiye’nin akademisyen açığı ile ilgili bazı açıklamalarda bulundu. Uzun istatistiki verilerle dolu açıklamanın özeti şu:

Prof. Çetinsaya, Türkiye’nin öğrenci başına düşen doktoralı akademisyen oranının OECD standartlarının gerisinde olduğunu ve bir an önce OECD ülkeleri seviyesine gelinmesi için çalışmalara başlanacağını belirtip ekliyor;

Doktora eğitiminin kapsamını genişleteceğiz ve şu an verilen 4 bin mezunun sayısını 10 bine çıkaracağız…

Şöyle bir bakalım;

Temel amaç, OECD ortalamasını yakalamak yani rakamsal hedefi tutturmak.

Yöntem; mevcut sistemde doktoralı sayısının nasıl artırılacağı düşünüleceğine sistemi gevşetmek, sulandırmak ve bu yolla, doktoralı akademisyen sayısında %250 artış beklemek.

Konu eğitim ve bilim olduğunda salt rakamsal hedeflerin hiç bir anlam ifade etmediğini; bir konuyu çözelim diye ürettiğimiz içi boş çözümlerin başımıza bin tane yeni sorun çıkaracağını görmek için bir tecrübeye daha ihtiyacımız var anlaşılan.

Dikkat edelim de; OECD ortalamasını yakalayalım diye doktora kavramının içini boşaltıp yarattığımız on binlerce yeni akademisyen, Türkiye’yi zaten zayıf olduğu bir başka OECD ortalaması olan akademisyen başına düşen nitelikli yayın indeksinde yerin dibine sokmasın!.. da kaş yapalım derken göz çıkarmayalım.

phd-student

Herşey bir yana bu doktora konusu beni eski günlere götürdü. YÖK için amacın nitelikten çok nicelik olduğu bir ortamda akademisyen adayı arkadaşlara sadece bir tavsiyem olacak… Okumaya devam et

Seçim Bilimi Yeni Bir Dönemi İşaret Ediyor: Demokratlar-Muhafazakarlar

http://www.radikal.com.tr/hayat/secim_bilimi_yeni_bir_donemi_isaret_ediyor_demokratlar_muhafazakarlar-1184101

Dün yapılan yerel seçim sonuçlarına yönelik algılarımızın, beklentilerimizin bu kadar farklı olmasının sebebi nedir diye bir düşünelim. Tarihte hiç bir seçimde taraflar arasındaki beklentinin bu kadar uçurum taşıdığını görmemiştik.

Ancak seçim bilimi diye bir alan var; fisepoloji (psephology)… Oy verme eğilimlerini, bunların tarihsel gelişimini bilimsel olarak, istatistiksel analizlere dayandırarak inceleyen bir alan fisepoloji.

E madem böyle bir alan var acaba biraz istatistik, biraz bilimsel yaklaşım bu algı farklılığını açıklayabilir mi diye beraber bakalım: Okumaya devam et

SURIYELILERE SINAVSIZ UNIVERSITE KUMARI

Bazen bunca haberin ve sürekli değişen gündemin içinde düşünüyorum da bizler aslında “Zannedenler Kulübü”nün birer üyesiyiz. Her şeyin daha iyiye gideceğini zannedenler…

Eskiden “Ağaya beleş!” diye bir deyim vardı… Ne zaman ağa oldular bilinmez ancak görünen o ki artık Suriyeli gençlere Türkiye’de üniversite eğitimi almak serbestleşecek, üstelik sınava falan da girmelerine gerek olmadan…

Bu yüzden en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim:

Bir ülke eğitim, sağlık, güvenlik gibi konularda, başka ülkelerin vatandaşlarından önce kendi vatandaşını düşünmek zorundadır.

Okumaya devam et

AKADEMISYEN OLMAMAK ICIN BIN BIR SEBEP

Lise’de münazara takımı kaptanı olduğunuzu, üniversite giriş sınavlarında ülke çapında ilk iki yüz kişi içerisinde bulunduğunuzu, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinin en zor mühendislik bölümünü 4.0 ortalamayla okul birincisi bitirdiğinizi, dünyanın en iyi mühendislik okulu olan MIT’de burslu doktora yaptığınızı ve orayı da 4.0 ortalamayla bitirdiğinizi, akabinde Amerika’nın yine en iyi okullarından birinde post doktora yaptığınızı düşünün.

Sonra ülkenize dönmek ve akademik çalışmalarınıza burada devam etmek amacıyla başvurularda bulunduğunuzu… ve hiç bir üniversite de uygun bir pozisyon bulamadığınızı… Okumaya devam et

SAHTEKARLIK ve AKADEMISYENLIK

Yer, Princeton Üniversitesi Fizik Bölümü. On metrekarelik, penceresiz, loş ışıklı bir oda… Bir masa, küçük bir kitaplık ve bir bank var sadece odada, bir de pencere olmadığı için dışarıyı görememekten günün hangi saatinde olduğunun farkında olmayan doktora öğrencisi. Bölümün duvarları, ofisler ve hatta kolçaklı sıralarda çay-kahve kupası yerleştirmek için ayrılmış boşlukların içi hep kara tahta ve tebeşir. Oturup kahve içip muhabbet ederken bile aklınıza bir fikir gelirse kaçırmayasınız diye… Koridorların tamamı banklarla dolu, insanlar çok yorgun olduklarında kıvrılıp bir iki saat uyuyabilsin ve sonra kaldıkları yerden devam edebilsinler diye… Penceresiz odada kalan öğrenci Türk olduğu için dışarıda herkesin içinde uyumaktan utanıp sabahladığı bir gece, koridordaki banklardan birini ofise çekiyor. Sabah da kat görevlisinin şikayeti üzerine bölüm başkanı Prof.Dr. Paul Steinhardt’a kendini bir saat açıklamak zorunda kalıyor. Okumaya devam et

ZANNEDENLER KULÜBÜ

Önceki yazımlarından birinde, bir satranç oyuncusunun da bir poker oyuncusu kadar risk alabileceğini, bir poker oyuncusunun da bir satranç oyuncusu kadar stratejik olması gerektiğini savunmuştum.

“İyi de bundan neden bahsediyorsun” diyorsunuzdur.

Hayatta, oyunlarda her şey parametrelere bağlıdır, bunu anladık. Millet boşuna demiyor “Her şey bir oyun; hayat bir kumar” diye. Okumaya devam et