Türkiye’nin özür borçlu olduğu bir bilim adamı: Feza Gürsey

http://www.radikal.com.tr/hayat/turkiyenin-ozur-borclu-oldugu-bir-bilim-adami-feza-gursey-1186414/

Doğumu 7 Nisan 1921
Vefatı 13 Nisan 1992
Annesi Sorbonne’dan doktoralı kimyager Prof.Dr. Remziye Hisar. Darülfünun’un fen okuyan ilk kız öğrencilerinden…
Babası tıp doktoru, aynı zamanda fizikçi ve öğretmen Reşit Süreyya Bey.

***

Okumaya devam et

Reklamlar

Tehlikenin Farkında Mısın?

Geçen yıl bu zamanlar Radikal’deki yazılarıma son verildiğinden beri ilk yazım olacak…

Biraz paslanmış olabilirim…

Geçişlerim pürüzsüz olmayabilir ancak zaten çok sorun değil… Herhangi bir estetik, bilim, ortak akıl kaygısı taşımayan bodoslama aksiyonların rahatlıkla alınıp hiç tepki çekmediği günlerden geçiyoruz… O yüzden zannediyorum bana rahatlıkla katlanırsınız…

Türkiye’de üniversiteye kadar olan eğitim yani eğitimcilerin K12 diye adlandırdıkları ilk 12 yıl büyük ölçüde mahvolmuş durumda. Bu konuda kimsenin en ufak şüphesi kalmamıştır herhalde.

Her seviyede sürekli değişen sınav sistemi, sınavlardaki şaibeli sonuçlar, yıllardır süren dershane krizi, ülke tarihinin en büyük projelerinden biri olup bugün kimsenin hatırlamadığı batık bir FATİH Projesi, atanamayan öğretmenler ve dahası…

duyarsızız

Yalnız bu yozlaşma özellikle bu yıl yoğun bir biçimde üniversite ve sonrasındaki yüksek lisans eğitiminde de gözle görülür dereceye geldi.
Akademik çevrelerde artık görmeye alıştığımız skandallardan, fakülte içi çekişmelerden, hala neden var olduğu açıklanamayan YÖK’ün ara ara varlığını hissettirmek için aldığı dayatmacı kararlardan, TÜBİTAK gibi bir kurumun düştüğü durumdan ve hatta özellikle son yıllarda ayyuka çıkan intihallerden bahsetmiyorum bile.

Her şeyin ötesinde ve geri döndüremeyeceğimiz konular var… Mesela? Okumaya devam et

Tübitak’a Şifreli Bir Sorum Var

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/can_gurses/tubitaka_sifreli_bir_sorum_var-1204129

Radikal ve Cumhuriyet Bilim Teknik…

Yayıncılığın zıt uçlarında bir gazete ve dergi…

Şanslıyım ki ikisinde de yazdım…

Biri tamamen dijital ortamda, artık basılı hali olmayacak diğeri ise tamamen basılı formatta ve dijital hali hiç olmadı…

Paralel evrenler gibiler !..

Mevzu, Orhan Bursalı’nın Cumhuriyet Bilim Teknik’in bir önceki haftaki sayısındaki köşesinde bahsettiği, Tübitak’ın çocuklar için yayınladığı bir bilim kitabında geçen ifadeler… Okumaya devam et

Türkiye’nin özür borçlu olduğu bir bilim adamı: Feza Gürsey

http://www.radikal.com.tr/hayat/turkiyenin_ozur_borclu_oldugu_bir_bilim_adami_feza_gursey-1186414

Doğumu 7 Nisan 1921
Vefatı 13 Nisan 1992
Annesi Sorbonne’dan doktoralı kimyager Prof.Dr. Remziye Hisar. Darülfünun’un fen okuyan ilk kız öğrencilerinden…

Babası tıp doktoru, aynı zamanda fizikçi ve öğretmen Reşit Süreyya Bey.

feza1 Okumaya devam et

8 Mart’ta 8 Bariyer; Akademisyen Kadınların Zorlu Dünyası

Dünya Kadınlar gününün anlamını tam olarak idrak edebilmek için kanımca bir erkeğin belirli bir yaşta olması gerekiyor.

Böyle bir günün kutlanmasına gerek olmadığı bir dünyada yaşamak daha anlamlı olurdu tabi ancak ortada bir gerçek var ki kadınların herhangi bir ortamda başarı, saygı, takdir v.b. için geçmek zorunda olduğu yol erkeklerinkinden kesinlikle daha zorlu.

Bazı ortamlarda ise bu zorlu yoldan geçmek ciddi bir savaş gerektiriyor ki bunlardan bir tanesi akademik camia.

Akademisyenlik dünyanın her yerinde zor iş. Soyut kavramlarla uğraşıp normal hayattan uzaklaşmak, çok çalışıp az kazanmak, hayata geç başlamak… Saydıkça bitmez.

bilimkadini5

Kadın olmak ise hele de Türkiye’de zorun zoru. Küçük yaştan itibaren maruz kalınan ayırımcı davranışlar, toplumun bitmeyen dayatmaları v.b.
Bir de her ikisini tüm zorluklarıyla göğüslemeyi tercih edenler var. Neler mi o zorluklar?

İşte yolun başından sonuna dek özeti: Okumaya devam et

ZEKİ İNSANA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK!

Hep duyarız ya fakir ailenin çocuğu zor şartlarda okur, büyük başarılar elde eder…
“Çocuğun içinde varmış okumak, başarılı olmak” derler.

genetik1

Türkiye’de eğitim aslında bir arena hem de vahşi bir arena. Bu arenada ilkokulun birinci sınıfından üniversitenin son sınıfına kadar hem arkadaşlarınla hem de kendinle yarışıyorsun.
Daha ufaklıktan itibaren birçok başarı taktiği alıyorsun etrafından veya gün geliyor o tavsiyeyi sen veriyorsun. Her gün düzenli çalış, uykuna dikkat et, bol soru çöz, dersi derste öğren, soru sor …
Sonuçta hepsini yapsan da başarı garanti mi?

Artık biliyoruz ki cevap hayır!..
İngiltere’de Kings College’da yapılan bir çalışma lise öğrencileri arasında eğitimdeki başarı farklılıklarının yüzde 60’ının kalıtımsal olduğunu ortaya çıkarmış.
Araştırma 16 yaşındaki 11 bin ikiz kardeş üzerinde yapılıyor ve İngiltere’de bizdeki SBS’lere benzeyen GCSE sınavını alan ikizlerin başarı durumları karşılaştırılıyor. Doğal olarak bu ikizlerden bazıları tek yumurta, bazıları da çift yumurta ikizi. Tek yumurta ikizlerinin genetik yapıları nerdeyse aynı olsa da çift yumurta ikizlerinde farklılıklar olduğunu biliyoruz.
Her iki tip ikiz için de okul, aile hatta arkadaş çevresi gibi çevresel faktörler aynı. Buna rağmen tek yumurta ikizlerinin başarı seviyelerinin çok benzer olmasına karşın çift yumurta ikizlerinde ciddi farklar görülüyor. Yapılan istatistiki çalışmalar sonucunda başarı farklılıklarının sebebinin yüzde 60 seviyesinde genetik kökenli olduğu ortaya çıkıyor. Çevresel faktörlerin ise başarıyı etkileme oranı yüzde 36 çıkmış. Yani bireylerin akademik başarılarındaki farklılıkların aslında ağırlıklı olarak genetik farklılıklardan kaynaklı olduğu sonucu ile karşı karşıyayız. Yani gerçekten de “Okumak çocuğun içinde varmış!”

Eğitimin bireyselleşmesi

İngiltere’deki araştırmanın sonuçları klasik eğitim sisteminin artık değişmesi gerektiğini gösteriyor. Bireysel farklılıkların dikkate alınmadığı bir eğitim sisteminin bilimsel olarak doğru olmadığı yıllardır savunulan bir konu. Ancak şimdiye dek hiç bir çalışma bireysel faktörlerin başarıyı bu derece etkilediğini göstermemişti. Üstelik bu çalışmayı yapan ekip daha önce, aynı sonuçları; 7, 10 ve 12 yaş gruplarında da elde etmiş.
Zeka gibi daha içsel ve sonradan öğrenilme özelliği olmayan bir kavram bile yüzde 40 oranında kalıtımsalken, eğitimdeki başarının yüzde 60’ının kalıtımsal olması oldukça önemli bir sonuç. Peki bireyselleştirilmiş eğitim pratikte nasıl mümkün olabilir?
Aslında bu konu oldukça geniş bir alan olmasına rağmen cevabı eğitim teknolojilerinden geçiyor. Sınıflarda bir yere kadar sağlanabilecek olan kişiye özgü eğitimin, öğrenci bilgisayar başındayken sağlanması çok daha kolay. Öğrencinin çözdüğü sorulardan, izlediği içeriklerinden veri toplayabilen, bunu daha sonra öğrencinin seviyesini belirlemekte kullanabilen; kullanıcıdan topladığı veri arttıkça öğrenen uygulamalar mevcut. Günümüzün trend konuları olan büyük veri, veri madenciliği ve yapay zeka konularının eğitime alanına uygulamaları olan bu yazılımların en popüler olanlarından Knewton daha şimdiden gelmiş geçmiş en iyi 50 girişim arasına girmiş durumda.

Bulunca bunamak!

Geçen haftanın yoğun gündeminin içerisinde dikkat çeken konulardan biri de Barış Paksoy adlı öğrencinin hikâyesiydi. Tübitak’ın seviye üstü bulup, kendi yapmış olamaz diye hüküm verdiği çalışması sebebiyle Almanya’daki bir üniversiteden burs alan Barış Paksoy…
Üç yıl önce, Barış 15 yaşındayken Tübitak’ın düzenlediği bir proje yarışmasına katılır. Matematik alanında oldukça teknik bir makale okumuş, kendi sorularını üretmiş ve bu sorulardan bazılarına cevap bulup kendi orijinal çalışmasını çıkarmıştır. Gerçek bir bilim adamı gibi…
Proje yarışmasının jürisi Barış’ın çalışmasını eler, sonuca itiraz edilince Tübitak sebep olarak çalışmanın seviye üstü olduğunu belirtir. İronik olan şey tam da bu aslında. Bu proje yarışmaları her ülkede sürekli yapılır ki beş on yılda bir iki tane ‘seviye üstü’ çalışma yapabilen dahi çocuk yakalanabilsin!
Bulunca da bunamak ancak böyle bir şey olabilir.
İşte bireysel farklılıklara yönelik bir eğitim sisteminin bir önemi de burada yatıyor. Türkiye’nin bilimden sorumlu kurumu Tübitak bile yetenekli bir genci görünce anlayamıyorsa, her gün okula giden milyonlarca öğrenci arasından kaçırdıklarımızı siz düşünün!
Bu sorunu çözmek için aslında elimizde fırsatlar yok değil. Üç yıl önce Barış Paksoy’un projesi kabul edilmezken, bir başka projenin başlatılmasına da onay verilmişti. Devasa bir bütçeye sahip, Türkiye’nin her okulunu bilişim teknolojileri ile donatmak hedefiyle ortaya çıkıp da geçen yıl yöneticilerinin yolsuzluklara karıştığı ve yönetimin en tepesindeki isimlerin değiştiği bir proje…
Bir FATİH projesi vardı gerçekten, şu an akıbetinin ne olduğunu kimsenin bilmediği…
Bireysel farklılıkların akademik başarı üzerindeki etkisi artık bilimsel olarak da aşikarken ve biz tam da eğitim sistemimizi tekrar gözden geçiriyorken bunu bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Elimizdeki değerler kendi kendilerine ortaya çıktığında bile göremiyorsak bu ciddi değişimlerin şart olduğunu gösterir.
Türkiye insanların hayatlarına belirli yeteneklerle başlayıp averaj bireyler olarak çıktıkları bir ülke haline gelmemeli. Unutulmamalı ki zeki insanlara yapılabilecek en büyük kötülük, onları başkalarının yetersiz algılarına tabi kılmaktır.

Not: Bu yazı ilk olarak 13 Ocak 2014’te Radikal’deki köşemde yayınlanmıştır.

http://www.radikal.com.tr/hayat/zeki_insana_yapilabilecek_en_buyuk_kotuluk-1170499

BILIM; AMAC MI ARAC MI ?

http://www.radikal.com.tr/hayat/bilim_amac_mi_arac_mi-1163918

Geçtiğimiz hafta Türkiye’ye dünyanın en önemli bilim adamlarından biri geldi, ismi Michio Kaku. Parçacık fiziğinin efsane isimlerinden ve dünyanın en ünlü bilim adamlarından; hem yaptığı bilimsel çalışmalar hem de bu çalışmaları kitlelerin anlayabileceği şekilde popülerleştirmesi yüzünden. Görebileceği en az medya ilgisini görüp gitti ülkemizden.

NobelOdülü Okumaya devam et